PARILDAYAN YILLAR
Ülke Sendikacılığımızın işçi lehine parıldadığı dönemler, zaman itibariyle şüphesiz 1970 li yıllardır. İşçi sınıfının sendikal bazda örgütlenme çalışmalarını ileri seviyelere taşıyabildiği daha çok bu yıllarda görülür. Fikirsel ve eylemsel düzeyde işverenlere karşı gerek temsil, gerekse demokratik haklarının kullanılması bakımından kendine güven duygusunun da en fazla bu yıllarda yeşerip geliştiği gözlenmektedir. İşçiler donanımlı kadrolarla, mali ve hukuki bazda sendikalarını kurumsallaştırabildikleri takdirde, işverenlere karşı dik durabilmeyi daha çok bu dönemlerde başarabildiler.
 |
''Ben Zengini Severim!'' |
Örgütlenme, hukuksal çalışma, toplu sözleşme, grev ve demokratik yollarla yapılan eylem ve direnişlerin daha çok bu dönemde başarıldığı görülüyor. Kenan Evran veTurgut Özal'ın 80 sonrası ''işçiler benim kadar maaş alıyor'', ''ben zengini severim'' şeklindeki demeç ve söylemleri konuyu ayna gibi karşımıza çıkarıyor.. Seyretmek ve düşünmek için sosyal medya, yazılı basın arşivleri, kitap, yurtsever emek ve emekçi yandaşı insanların hafızalarında kayıtlı!..İşçilerin sendikal örgütlenmeye rağbet etmeleri, düşünsel olarak birlik olmak, birleşerek daha güçlü oluruz anlayışının pratiğe yansımasında elbette DİSK'İN kurucusu ve efsane genel Başkanı Kemal Türkler'in çok önemli payı var. Bu konunun da işçi sınıfının bilinçli bireylerinin hafızalarında kayıtlı olduğu su götürmez bir gerçek.
Hafızasına sendikal konuları hıfzedenlerden önemli birisi de Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Şükran Soner'dir. Şükran Soner'in yazdığı '' İşçiyim Haksızım'' kitabından Türkler'le ilgili küçük bir alıntı..
MİTİNG KALABALIĞINA ALDANDIM
Düşmanları tarafından da Türk sendikacılık hareketinin en önemli liderlerinden biri olarak kabul edilen Kemal Türkler ile öldürülmeden önce yapabildiğimiz son özel görüşmeydi. DİSK başkanlığından düşürülüşünün üstünden bir genel kurul daha geçmişti. Maden-İş'te çok fazla sözünün dinlendiği söylenemezdi.
DİSK'in, hele de Maden-İş'in kurulup gelişmesinde, halk deyimiyle tırnakları, dişi ile katkısı olduğu herkesçe kabul edildiği, işçi tarafından ne kadar çok sevildiği bilindiği içindir ki Maden-İş başkanlığından uzaklaştırılması göze alınamıyordu. DİSK başkanlığından düşürülmesiyle noktalanan, DİSK'te iki başlı yönetim doğduğu tarihlerde "neden böyle oldu?" sorusuna özel dostluk içinde yanıt verirken, "lokomotif koptu, vagonlar yolun eğilimine göre sürükleniyor. Olanlar beni aştı deyip durmuştu. Ne demek istediğini pek anlayamadığım için, DİSK'in 2. Ören toplantısı, büyük iç kavga ve macerasının ardından, sıcağı sıcağına sorular yöneltiyordum. Düşmesinin nedenlerini, DİSK içindeki gelişmeleri değerlendiriyorduk. "Bana Ahmet ya da Mehmet'in zarar verdiği, keklik hikâyeleri... Hiçbiri doğru değil. Bakma, arkadaşlar kolay kurban, suçlu arıyorlar. Bana hiç kimse kişisel zarar vermedi, tam tersi en çok suçlananlar, yerimize yönetime gelenler, beni kurtarmak için en çok uğraşanlar oldu. Ben yanlışı kendim yaptım. Bir an için, bunu ister bir saat, bir an, bir yıl olarak gör, zamanını bilemiyorum. Ancak bir an için, mitinglerdeki kalabalığı, bizim gerçek gücümüz, kavgamızı, inançlarımızı bilinçle paylaşan insanlar olarak görmek gibi bir hata yaptım. Sosyal olay hata kabul etmiyor. Tepetaklak gidiveriyorsun. Gelen arkadaşların beni kurtarma çabası olsa olsa kişisel, görevde biraz daha kalmamı sağlardı. Ancak biz yanlış yapmış ve kaybetmiştik..." diyordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder